Perfil de CanferCANFER'in TAKASIFotosBlogListas Herramientas Ayuda

Blog


    11/24/2005

    Çılgın Türk Canfer

      

     

    TÜRKÜ GÖZLÜ GÜZELE AÇIK MEKTUP; BİLESİN !...

     

     

             Sana; saflığın, güzelliğin ve aşkın ifadesi olduğu için “Türkü Gözlüm” diyorum.

    “Beni bensiz bırakan Sen ile Ben sensiz bırakan Sen” çelişkisinin kördüğüm olup boğazıma geçerek, bir şafak vakti beni darağacında sallandırdığını görünce pişman olmayasın diye ilk ve son defa sana, ilk ve son olarak yazıyorum.

    BİLESİN!..

            

             Bir günlük hasretinin dahi, yüreğimde yıllarca süren çilelere denk fırtınalar koparmasına karşı, zamanın ve mekânın hissiz vurdumduymazlığına düşülen aykırı notlardır yazdıklarım.       

            

             Hasretinle ve özleminle daha bir güzelleştiğinin ve daha çok sevildiğinin belgesidir aslında, zamana ve mekâna düşülen aykırı notlar…

     

             “Sensizken Seninle Olmak ile Seninleyken Sensiz Kalmanın” paradoksunda yüreğimin ta dibinden yükselen sessiz çığlıkların kâğıda izdüşümüdür yazdıklarım. Ama olsun varsın “Sessizliğin tenhasında, Sensizliğe takılıyken gözlerim”. Sevdan ve Sen daha bir güzelsin.

    BİLESİN!..

     

             Türkü Gözlüm sakın sevdamı, siyah – beyaz arabesk Türk filmi sevdalarıyla ve sözlerimi arabesk şairlerin sevgililerine kin kusan şiirleriyle kıyaslama. Eğer beni ve sevdamı anlamak için illa bir misal arıyorsan, Leyla ile Mecnun var. Gerisi yalan.

    BİLESİN!..

     

             Mevsimlik ahlaksızlıkların aşk ile etiketlendiği internet kafelerdeki “Chat” li aşkların bulunduğu bir ortamda figüran olmamam birileri tarafından monotonluk yada yüreğimin çağ dışılığı ile sıfatlandırılsa da sana ve aşkına talip olan benim tek ve en sağlam bonservisim budur. Ben sana binlerce yıllık geçmişimdeki yiğitlerin, platonik bir tebessümle yüreklerinin yanıp kavrulmasının mirasçısı olarak sesleniyorum.

    BİLESİN!..

     

             İşte tüm bu duygularla, bir gece vakti senin için yakılmış TÜRKÜLER’İ dinlerken, sen niyetine bir KIRMIZI GÜLE bakarken ve bir “Bozlak” hüznünce uzayan dumanlar ciğerime dolarken, bir hikâye düşer aklıma, BÜLBÜL ve KIRMIZI GÜLE dair;

     

             “Daha zamanın çok faza eskimediği günlerde, sarayın genç bahçıvanı, padişahın kızına sevdalanır. Sevdası bir kor halini alınca, hatırlı kişiler padişahtan kızı istemeye giderler. Padişah anlayışlı adamdır.

            

    —Neden olmasın der.

     

    —Senden tek isteğim kızımı alabilmek için dünyanın en iyi bahçıvanı olduğunu ispat etmen. Bunun için de bana 30 gün içinde bir dal KIRMIZI GÜL getirmeni istiyorum. Herkes birbirinin gözüne bakar, çünkü dünya üzerinde gülün sarısı, siyahı, beyazı vardır da kırmızı yoktur o zamanlar. Bahçıvan bildiği bütün kitaplara bakar, yazmazlar. Tohumları karıştırır kırmızı olmazlar, bilginlere sorar, bilmezler tüccarlara sorar, bulamazlar. Kısaca kimse bulamaz bahçıvanın derdine derman.

            

             Zaten ne zaman dertliye derman olmuştur ki derdi olmayan.

             Son akşam uzanır yatağına ve ağlar saatlerce, gece yarısı bir Bülbül konar cama ve şöyle der.

     

             -Derdini biliyorum. Ben sabaha kadar ararım, bulursam bahçeye bırakırım.

             Bahçıvan gece güne devrolana dek bekler son bir umutla, padişahın yanına gitmeden çıkar bahçeye, gördükleri karşısında şaşkınlık bile yaşayamadan gece neler olduğun sorar Kırmızı laleye. Kırmızı lale gördüklerini anlatır; “Seher vakti Bülbül geldi, en güzel makamda, en güzel ses ile şakıdı ve beyaz güle; en sivri dikenini yüreğime batır dedi. Beyaz gül denileni yapınca BÜLBÜL ÖLDÜ GÜL KIZARDI.”

            

             Sen de bakışlarınla yüreğimi darmadağın ettin. Güzelliğin yüreğimin darmadağın olmasındandır.

    BİLESİN!..

     

             İşte bu sebeple sana GÜLÜM diyorum. Ve pek çok yiğidin sevdiği pek çok güzelin, yiğitlerin sözleri yerine sarhoş ağızlardan dökülen ayyaş kelimelere hayran olarak; yiğit yüreklere sultan olmak dururken, laçkalaşmış et parçalarına mülteci olmak istediklerini görünce seni daha çok seviyorum.

     

             Türkü Gözlüm tüm bunlara rağmen, hissi ve mantıki zafiyete düşmüş kitleler sana benim bir suçlu olduğumu söylerse Sebebi; Körler ülkesinde bakmanın yasak olduğunu, çok geç öğrendiğimdendir.

    BİLESİN!..

     

             Ve bağışla beni, sınırsız duyguları, sınırlı zamanlarda, sınırlı mekânlara sığdırmanın sınırsız zorluğunda sadece bunları yazabiliyorum. Gerisini ANLAYASIN.

     

             Fuzuli’nin

    “Aşk imiş her ne var alemde

             İlim bir kıyl ü kal imiş meğer”      beytinden,

     

             “Zannetme ki ölmek zor

             Ölmek kolay kolay da

             Kan gibi aklımdasın”  a kadar.

     

             Tüm zamanlar boyunca senin için yazılmış en güzel şiirleri ve sözleri bilirim.

             Ama ben; Seni ve güzelliğini, kelimelere cümlelere ve şiirlere sığdırmaya çalışan tüm şairler adına senden özür dileyerek ve,

             Bir seni, hep seni, tek seni sevdiğimi

             Bir sana, hep sana, tek sana seslenerek

             ŞİİR DİYE YÜREĞİMİ SUNUYORUM YÜREĞİNE

     

    BİLESİN!..

     

            

     

     

     

     

     

     

     

     

     

    Yaşanmış bir hikaye…

    Karimi 1998 in sonbaharında kaybettim... Yedi senelik evliliğimizin iki senesini kanser tedavisi için hastanelerde geçirmiştik. 
    Karim, her evlilik yıldönümümüzde ikimizin fotoğrafını çerçeveler, "Bunlar bizim hayatimizin gölgeleri" derdi..
     Öldüğünde, yedi tane resmimiz vardı. 97'in bir gecesinde onu aldattım. 
    Oysa ona sürekli onu ne kadar çok sevdiğimi ve sonsuza kadar sadık alacağımı söylerdim. Ölmeden iki hafta
    önce yine ayni şeyi tekrarladım. Tuhaf bir gülümsemeyle baktı bana ve sadece: 
    "Biliyorum" dedi. İzmir’e kar yağdığı gün, yani bir ay
    önce,evdeydim. Fotoğraflarımıza bakıyordum yine... Her çerçevenin altinda bir harf olduğunu ilk kez o gün fark ettim.
    - A.
    - R.
    - K.
    - A.
    - S.
    - İ.
    - N.
    Gerisi için yılları yetmemişti. Ama sanırım "Arkasına bak" yazmaya filan
    niyetlenmişti. Hemen çerçevelerin arkasına baktım. Hiçbir şey yoktu.
    Sonra
    bir şey dürttü beni, hepsini teker teker söktüm. inanabiliyor musunuz,
    her
    birinin arkasından bir mektup çıktı! Geçirdiğimiz her sene için sevgi
    dolu
    sözler yazmıştı.
    1997'deki resmimizin içinden çıkan zarf ise simsiyahtı. Ve içinden su
    sözler çıktı:
    "14 Mart 1997/Gözlerin bana başka birine dokunmuş gibi baktı/ Söylemene
    gerek yok, biliyorum..."
    2002'deyiz. Onu kaybedeli 4, aldatalı 5 yıl oluyor.
    İçim acıyor simdi.
    Çünkü kadınlar biliyor, hissediyor...
    Seni seviyorum diyenin sevgisinden şüphe et, çünkü; aşk sessiz, sevgi

    dilsizdir...

     

     

     

    DOSTLUK İPİ
    Genç adam iyi bir terziymiş. Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkânı varmış. Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmış.çok soğuk bir kış gecesi dükkânı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş. Artık ne bir işi varmış ne de parası.

    Günler boyu iş aramış ama bulamamış. Yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış, yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış. Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca, küçük bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini.


    Mevsim kış, hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki parktan başka gidecek yeri yokmuş. Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında. Açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta otururken, kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma. Arka kapıyı açmaya çalışan şoförü kızgınlıkla yana itmiş arabadan inen yaşlı adam, "yalnız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim geçer" diye söylenmiş. Zengin bir işadamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüş.
    Terzi, adamın üzerindeki paltoya bakıyormuş dikkatle. Birden siniri geçiveren ihtiyar, "zavallı adamcağız kim bilir nasıl üşüyordur, ona nasıl yardım etsem acaba?" diye düşünmeye başlamış. Oysa terzinin düşlediği paltonun sıcaklığı değilmiş. O, çok kalın ve kaliteli bir kumaştan üretilen bu paltonun sahibine hiç de yakışmadığını ve onun vücuduna uygun şekilde dikilmediğini düşünüyormuş. Yaşlı işadamı terzinin yanına yaklaşıp, "ne o evlat, bu ayazda parkta donmuşsun. İstersen paltomu sana verebilirim" deyince, "hayır, teşekkür ederim. Ben sadece bu paltonun size göre olmadığını düşünüyordum. Kumaşı fazla kalın ve sizi olduğunuzdan şişman göstermiş" diye yanıt vermiş terzi. Yaşlı adam bu cevabı alınca hayli şaşırmış. Çünkü o da üzerindeki paltoya onca para ödediği halde kendisine bir türlü yakıştıramıyormuş.
    "soğuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun?" diye soran yaşlı adam, "ben terziyim" yanıtını alınca "benimle gel, hayat hikâyeni yolda anlatırsın" diyerek arabaya bindirmiş bizim terziyi. Bu karşılaşma, terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuş. Böyle yetenekli bir insanın işsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen iyiliksever yaşlı adam, terziye bir dükkân açmasına yetecek kadar para vermiş. Bunun karşılığında tek istediği kendi giysilerini bu genç adamın dikmesiymiş. Terzi yeniden bir işe hem de kendi işine başlamanın heyecanıyla deliler gibi çalışmaya başlamış. Bu arada yaşlı işadamı da desteğini esirgemiyor, onu kendi çevresinden zengin kişilerle tanıştırarak yeni siparişler almasını sağlıyormuş. Küçük dükkân önce kocaman bir modaevine dönüşmüş, sonra da pek çok ünlü marka için üretim yapmaya başlamış. Terzi artık "ünlü işadamı" diye anılır olmuş.

    Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiş. Terzi çok büyük bir iş bağlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiş ve uçağa yetişmesine az bir zaman varmış. Biraz sohbet ettikten sonra yaşlı adam birden fenalaşmış, kalp krizi geçiriyormuş. Hemen bir ambulans çağırılarak hastaneye kaldırılmış. Yeni işadamımız ise büyük işi kaçırmak istemediği için uçağa yetişmiş. Yaşlı adam krizi atlatmış ve uzun süre hastanede yatmış, bir yandan da sadece bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi bekliyormuş. Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koştururken bir türlü yaşlı adamı ziyarete gidememiş.

    Aradan o kadar uzun bir süre geçmiş ki bu sefer de utancından yaşlı adamın kapısını çalamaz olmuş. Bir süre sonra terzinin işleri yolunda gitmemeye başlamış.

    Fabrikalarını kapatmak zorunda kalmış ve elinde kala kala yine küçücük bir dükkân kalmış. Utana sıkıla yaşlı adama koşmuş hemen nerede hata yaptığını sormak için. Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul etmiş ama anlatacağı öyküyü dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini istemiş. Ve başlamış anlatmaya: "bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandaki bir kulübede yaşar ve odun keserek hayatını kazanırmış. Bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu yangın bütün ormanı kül etmiş. O çevrede kimse ona güvenip iş vermeyince, çıkınını alan oduncu, eşeğine binip yola koyulmuş.

    Ağaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiğini duymuş.başını kaldırınca konuşanın bir bülbül olduğunu görmüş. Bülbül ona "senin haline çok üzüldüm, şimdi öyle bir büyü yapacağım ki eşeğin çok güzel şarkı söylemeye başlayacak, sen de onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın" demiş. Gerçekten de eşek birbirinden güzel şarkılar söylemeye başlamış.

    Oduncu o şehir senin bu kasaba benim dolaşıp eşeğine şarkı söyletiyor ve herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş. Oduncu ve şarkı söyleyen eşeği bütün ülkede ünlenmişler. Bir gün yine bir gösteriye yetişmek için koştururlarken, bülbülün yardım isteyen sesini duymuş oduncu. Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş. Şöyle bir duraklamış ama gösteriye gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı gözü yememiş, arkasına bakmadan kaçmış oradan. Gösteri başladığında ise eşeği her zamanki gibi güzel şarkılar söylemek yerine sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkarmış.

    Oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor kurtarmış. İşte o zaman bülbül ölünce büyünün bozulduğunu anlamış. Ben de senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, büyü de o yüzden bozuldu. Keşke güzel giysiler dikerken dostluk ipliğini koparmasaydın..."

    Öyküyü dinleyince hemen çıkıp gitmiş terzi, çünkü söyleyecek bir sözü yokmuş...

     

     ALLAHIM !


    BANA ÖYLE BİR GÖNÜL VER Kİ:
    Bir kuruluşun tepe noktasında yetkili olsam bile, bunu asla başka şekilde kullanmamalıyım.
    Günlük yaşamda "ben" yerine, daha çok  
    "sen" sözcüğünü kullanabileyim...
    BANA ÖYLE BİR SEVGİ VER Kİ:
    Sonsuz bir hazine gibi bitmesin, çoğalsın daha da sevdikçe, doldursun sarsın çevremi. Hatta düşmanlarımı da sevebileyim...
    BANA ÖYLE BİR GÜÇ VER Kİ;

    Herkesten daha çok çalışabileyim, tutsak düşmeyeyim doğanın koşullarına,
    eşim ve çocuklarımı da mutlu et ki,
    mutluluğu başkalarına da götürebileyim...
    BANA ÖYLE BİR SAĞLIK VER Kİ:
    Düşünebileyim, konuşabileyim.
    BANA ÖYLE BİR ERDEM VER Kİ:
    İbadet edebileyim, iyilik etmeyi ve
    sevinçten buğulanmış gözlerle, teşekkür edenlere;
    bir şey yapmadım, anımsamıyorum diyebileyim.
    BANA ÖYLE BİR YETENEK VER Kİ:

    İyi eş, baba, anne, iyi komşu, iyi arkadaş,iyi vatandaş olabileyim.
    BANA ÖYLE BİR UMUT VER Kİ:

    Bugüne kadar yapmış olduğum hatalar için karamsarlığa düşmeyeyim, herşeyden aklanmış olarak yaşama
    yeniden başlamak üzere bağışlanabileceğimi bileyim.

    BANA ÖYLE BİR ANLAYIŞ VER Kİ:
    düşünebildiğim, yargılayabildiğim, inandığım, kahrolduğum, varolduğum şuanda bu sözleri söyleyebildiğim için şükredebileyim.
    BANA ÖYLE BİR TALİH VER Kİ :
    Yıllar sonra beni hatırlayanlar "herkese iyilik eden, tüm insanları seven,
    o düzeyde de sevilen bir kişiydi " diye konuşsanlar ve ben de huzur içinde olabileyim.
    BANA ÖYLE BİR İRADE VER Kİ:
    Birgün yenilip, içimdeki şeytanın kurallarına doğru yönelirsem;
    bu bir düşünce ise düşüncemi, bu bir adım ise ayağımı, bu bir uzanma ise elimi durdurabileyim.
    BANA ÖYLE BİR SABIR VER Kİ:
    Sükûneti bulayım, durabileyim, düşünebileyim.

     

    Comentarios

    Espera...
    El comentario que has escrito es demasiado largo. Acórtalo.
    No has escrito nada. Vuelve a intentarlo.
    No se puede agregar tu comentario en este momento. Vuelve a intentarlo más tarde.
    Para agregar un comentario, necesitas permiso de tus padres. Pedir permiso
    Tus padres han desactivado los comentarios.
    No se puede eliminar tu comentario en este momento. Vuelve a intentarlo más tarde.
    Has superado el número máximo de comentarios que se puede dejar en un día. Vuelve a intentarlo en 24 horas.
    Se ha deshabilitado la capacidad de tu cuenta de dejar comentarios porque nuestros sistemas indican que podrías estar enviando correo no solicitado a otros usuarios. Si crees que tu cuenta se ha deshabilitado por error, ponte en contacto con el servicio de soporte técnico de Windows Live.
    Para terminar de dejar tu comentario, realiza la siguiente comprobación de seguridad.
    Los caracteres que escribas en la comprobación de seguridad deben coincidir con los de la imagen o el audio.

    Para agregar un comentario, inicia sesión con tu cuenta de Windows Live ID (si utilizas Hotmail, Messenger o Xbox LIVE, ya tienes una cuenta de Windows Live ID). Iniciar sesión


    ¿No tienes una cuenta de Windows Live ID? Regístrate

    Vínculos de referencia

    La dirección URL del vínculo de referencia de esta entrada es:
    http://canferinyeri.spaces.live.com/blog/cns!12EE3868D4A8CC11!668.trak
    Weblogs que hacen referencia a esta entrada
    • Ninguno